Bu Kez Pek Bi’ Afili Yalnızlık! Gidenlerin Ardından…
Oradan Buradan

Bu Kez Pek Bi’ Afili Yalnızlık! Gidenlerin Ardından…

Bugün yazacağım blog yazımın içeriği benim açımdan biraz üzücü ve kalp kırıcı bir nitelikte. Çünkü, güzel anıları paylaştığım güzel insanların atlarına binip gitmek yerine atları üstüme sürdüğünü gördüm.

Bu yazıyı okuyan sen/siz, ya büyüğüm, ya eski sevgilim, ya bir hocam, ya da bu yazıyı ithaf ettiğim arkadaşlarım olabilirsin/iz.

(Yalnız ben şu an mavi saçlıyım, gözlük kullanıyorum ve saçlarım bu şekilde. Bana çok benziyor :D) 

Lise hayatım boyunca çeşitli zorluklarla okudum. Gerek ailevi, gerek başka nedenlerden dolayı çok sıkıntı çektik. Lise 2. sınıfın sonunda “ben HTML öğreneceğim, web programcılığı okuyacağım ne de olsa” diyerek başladım bu serüvene. Kodlar bana bir sürü insan kazandırdı. Bir baktım ki ben de bilişim sektörüne girmişim. Evet, ben sektörde adı bilinen/duyulan bir ismim. Avantajım küçük yaşta aşinalık ve genç yaşta araştırmaya başlamış olmam.

Kimisi beni blogger, kimisi haşarı bir çocuk, kimisi sakin bir kız, kimisi de inatçı bir kadın olarak tanımlar. Kişinin kafasındaki Buse hep farklıdır. Senelerin devam ettirdiği dostluklarım da var, yeni edindiklerim de. Çok güzel bir çevrem var, aradaki pürüzler bunu hiçbir zaman engellemedi.

Üniversite sınavından önce, bizim sınıfta sürekli çalışan bir arkadaşa soru sorduğumda “Sen beni kıskanıyorsun değil mi?” demişti. O günden sonra hiçbir şekilde ne YGS, ne LYS çalışmıştım. Lisans Yerleştirme Sınavı’nda sallayıp matematikten 36 yanlış yapmış bir insanın yazısı bu.  Keşke onu umursamaydım diyorum, en azından kendi üniversitemi tam burslu okurdum.

Zorlu bir sürecin ardından tercihler geldiğinde patronum Zuhal Hanım ve Pınar Hocam bana “seni zorlamayacak bir yeri yaz, olmuyorsa seneye tekrar hazırlanırsın” demişlerdi. Dört yıllık yazdığım bir üniversite vardı. 3.tercihimdi. Gerisi önlisans programlarıydı. Şansıma, 10 Ağustos’ta Haliç Üniversitesi İşletme Enformatiği bölümünü %75 burslu olarak kazandım. Öğrenimime devam ediyorum.


Bunları neden yazdım, çünkü bir hikayenin ortasından başlarsanız başını hep merak edersiniz.

Çok şükür, şahane hocalarım var. Kimisi sıradışı, kimisi klasik hoca, ama hepsi hoca gibi hoca.

Bir de çok güzel dostluklar edindim fakat bazı dostluklarımın bozulduğunda 18 yaşından küçük çocuklar gibi davranıldığını gördüm, çünkü ben de öyle davrandım. Üniversite bana iyi mi geldi, kötü mi geldi bilemiyorum. Aklınıza ne gelirse, paylaşabileceğimiz her şeyi paylaştık şu kısa süre zarfında. Ağlanılacak ne varsa beraber ağladık, çok güzel şeylere beraber güldük. Bazı çerçevelerden resmimin atılmasına rağmen tekrar “iyi ki” olmak güzeldi.

Hatayı ancak ölüler yapmaz, bir hata yaptığınızda özür dileyebilirsiniz. Konuşarak çözülemeyecek hiçbir şey yok şu dünyada. Bu durum lisede çok fazla dikkate alınmaz ama üniversite öğrencileri karşılıklı konuşarak çok şeyi çözebilirler. Çünkü belli bir olgunluk seviyesine gelmişlerdir ve birbirlerine dertlerini düzgünce aktarabilirler.

Arkasından konuşmuş olduğum sınıf arkadaşım bana “sen 19 yaşında üniversite öğrencisisin, sana yakışıyor mu?” dediğinde dank etti. Sonra ondan özür dileyip hatamı tekrarlamadım. Ama ondan özür dilemem başkasına çok dokundu.  Ne yapıyoruz biz?

Bir insanın yaşamı kötü ise, o hatalarını sadece kendine yapar. Seni gırtlağından tutup sigaraya başlatmaz, seni sürükleye sürükleye ortamlara sokmaz. Senin iraden varsa bunları kendin yapmak ister, olmazsa da reddedersin. Basit. Gelen teklife evet veya hayır demek. Teferruata gerek olmaz.

Gel gelelim Progralamaya Giriş dersini veren öğretmenimiz Erbil Hoca, oryantasyon günü bize “İlk dönem notlarınız yüksek olacak, çünkü birbirinizi çok fazla tanımayacak ve hocayı dinleyeceksiniz. İkinci dönem ise düşecek, çünkü arkadaşlarınızı tanıyıp onlarla daha çok vakit geçirmek isteyeceksiniz.” demişti. Dün de bu sözünü derste tekrar etti. Cidden öyle oldu. Vize notlarımın hepsi bu dönem düştü. Finallerde yükseltmek ümidiyle. Çünkü yalnız bir insanım artık.

Benim temel sorunum, olmayacak kalıba girme ve onun şeklini alma çabam. İnsanların gözüne girmek için sigaraya başladım evet. İnsanların gözüne girmek için ortamlara gittim. Onlar ne yapıyorsa yapmaya çalıştım. Onlara kendimi sevdirip bir değer kazanmak için. Bazılarıyla kalpten birbirimize değer verdik tabi. Ama o değerimizi kaybettiğimizi dün hakkımızda yazılan tweetler ile anlıyoruz.

Bu yazıyı henüz liseyi bitirmemiş bir arkadaşım okuyorsa ona tavsiyem şudur:

Arkadaş ortamlarına uymaya çalışma. Sana uyan varsa zaten kendini onun içinde bulacaksın ve dostluğunuz her anlamda değer kazanacak. Eğer o ortama uymadığını düşünüyorsan, tek başına ol. Gerektiğinde konuşursan sana yardımcı olacak bir insan çıkacaktır. Sen çevreni nitelikli insanlarla genişletip kendini geliştirecek bilgilere odaklan. 4 yıl cidden su misali, liseden daha hızlı geçecek.

Ne anlatmak istediğimi az çok anlatabildim sanırım. Ben yalaka bir insan değilim. Evet, çok konuşurum. Aşırı konuşurum. Aşırı konuşmaktan dolayı başıma gelmeyen kalmamıştır. Ama tek kusurum bu sanırım.

Her insan gibi ben de goygoy yapabilirim, sinirlenince doğru olmasa da küfür de edebilirim, başka insanlarla da konuşabilirim. Tek bir alana bağlı olacağım diye bir şey yok. O kişi ile aramda kırıcı bir diyalog geçmemiş ise selam sabahı hiçbir zaman da kesmem. Bana kim olursa olsun düşmanım bile olsa onun tarafından verilen selamı hiçbir zaman geri çevirmemiş, uzatılan eli asla havada bırakmamışımdır. Tek bir Allah’ın kulu bana bunun aksini iddaa edemez. Yapmadım çünkü. Hepimiz insanız.

Ben bundan sonraki süreçte sadece etkisiz eleman rolü oynamaya karar verdim. Lise arkadaşlıkları kadar üniversite arkadaşlıklarının da tehlikeli olmaya başlayabileceğini hepimiz gördük.

Evet, hiçbir zaman, hiçbir insan mükemmel değildir. Hepsinin bir kusuru mutlaka var.

Önemli olan geçirilen zamana, paylaşılan anılara saygı duymak. Sinirlenince hepimiz çok şey sarfeder, önyargılara kapılırız. Önemli olan onu düzeltip düzgünce devam edebilmek. Önemli olan, çizginde gitmek. Çizginden saptığın zamanlarda yaşadıklarından ve yaşattıklarından ders alıyorsan, çizgini netleştirmene fayda sağlayacak. Sen, kendin olmaktan vazgeçme. Kendini daha iyi skalalarda görmeye bak. Hayat kısa, daha 2 gün önce sevdiğim birinin ölüm haberini aldım. Bizim başımıza  gelmeyeceği ne malum? Hayatı boş şeylerle doldurmamak gerek. İncir çekirdeği kadar olmayan sebeplerden birbirinizi kırmayın, sonra bir gün olur, o insanın cenazesine gelir üzülürsünüz.

Benimle güzel anılarını paylaşan tüm arkadaşlarıma teşekkür ederim. Kalbim ve kapım size hep açık, sizinle arkadaşlıklarımız bir WhatsApp grubundan, Instagram beğenisinden veya bir iki kötü sözden ibaret değil.  Ama ben artık yoruldum. Bu tür şeylere kafamı yormak istemiyorum. Bu yüzden daha fazla uzatmayacağım.

Bu yazıyı yazarken bana eşlik eden Emre Aydın’a teşekkür ediyor, yazımı onun şarkısıyla sonlandırıyorum.

Keyifle ve bilgiyle…

Sitenin sahibi, teknolojik deli :)

2 thoughts on “Bu Kez Pek Bi’ Afili Yalnızlık! Gidenlerin Ardından…”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir